27 Mart 2007 Salı

Atina Komşi :)


“Olimpos; orada ebedi değişmezlik içinde tanrılar oturur. Ne rüzgarlar sarsar Olimpos’u, ne de yağmur döver onu; kar ise ona yaklaşmaz. Ama, üstünde berraklık uçuşur, bulutsuz; bir ışık çevirir onu, bembeyaz...”
Homeros, Odysseia


OLİMPOS’UN ETEĞİNDE TANRIÇA ATHENA’NIN ŞEHRİ ATİNA

Atina geçmişteki güzellikleri yansıtmaktaki başarısı kadar, modern bir şehrin sahip olması gereken her şeyi bünyesinde bulunduran etkileyici bir şehir. Antik çağın ruhu ile günümüz batı uygarlığının hoş bir karışımı; tıpkı Büyük iskenderin Doğu ve Batı kültürünü kaynaştırmasıyla yarattığı kültür gibi. Bir bakıyorsunuz milattan öncesi mimari özellikleri yansıtan eşsiz güzellikteki bir yapı, bir bakıyorsunuz 21. yüzyılın ulaştığı noktanın bir göstergesi olan lüks bir alışveriş merkezi karşılıyor sizi.

Eski Yunan’da aşağı kente egemen olan yüksekte inşa edilmiş şehir anlamına gelen Akropolis’in en iyi örneklerinden birisi Atina Akropolis’i. Modern şehrin olağan kalabalığı ve şehrin gürültüsünü gerinizde bırakarak aşağı şehrin 100 m yüksekliğinde inşa edilmiş olan bu kente çıktığınızda, mistik bir havada tarihte bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Antik Yunan döneminde bir mağbet, Hristiyanlık dönemimde bir klise, ve Osmanlı döneminde Venedik Saldırılarına karşı Türk garnizonunun mevzilendiği yer olan Tanrıça Athena adına yapılan en görkemli tapınak Parthenon’u görmek gerçekten çok heyecan verici. Kimilerine göre belki biraz ilginç gelebilecek beyazlıkta bir görüntü aşağı şehri uzaktan seyretmek, ama kesinlikle düşündürücü ve rahatlatıcı. Akropolis’in kuruluş amacına uygun, hoş bir duygu içinizi kaplar; sanki tüm şehir sizin hakimiyetinizde, uçsuz bucaksız bembeyaz yapılar Ege’nin serin sularıyla buluşur biraz ötede! Ve yukarı şehrin büyüsünden ayrılmak istemezsiniz.

Yaklaşık 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde kalan, 1924 mübadelesinden sonra ülke nüfusunun 1/3’ ini Türkiye’den gelen Rumların oluşturduğu dikkate alındığında, Atina’da halen yüzyürmibin kişinin Türkçe konuşabilmesi şaşırtmaz sizi. Tüm bu tarihsel yakınlık sadece dille de sınırlı kalmaz; yemeğe, müziğe ve bazı toplumsal davranış biçimlerine de yansır. Rakının Uzi ile, Sazın Buzuki ile, Zeybek Oyununun Sirtaki ile ve Şiş kebabın Suvlaki ile olan kardeşliği gibi.

Tüm bu güzelliklerin sevecen ve canayakın insanlarla ruh bulduğu Atina’yı sevmemek pek olası değil ancak dar sokaklarında, tanıdık Yunan melodileri eşliğinde kaybolacak kadar zamanınız olmalı. Ölümsüz tanrıların koruduğu kendinizi fazlasıyla güvende hissedeceğiniz gizemli bir şehir Atina...


“Güneş gökte doruğu dolanınca tanrı loş renkli dalgaların ürpertilerine bürünmüş denizden çıkar; mağaraların oyuklarında dinlenmeye gider. Tanrının çevresinde güzel Amphitrite’nin sürü sürü fokları uyur; bunlar kül renkli denizden çıkar ve büyük derinliklerin keskin kokusunu yayarlar.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder