30 Nisan 2007 Pazartesi

Üsküp yolunda


Yorgos& Panos

Selanik'e veda

çok guluyorum ben bu fotoya yaa gidiyoruz bir yere ama nereye :)


her yer yeşil yeşil yeşil :) kuş sanırım yakaladım..
ve işte karşılandık ve kahve içmeye gittik :)


Daha Selanik'i içimize sindirememişken, güzel cafelerine doyamamışken Üsküp planımızı devreye sokmaya karar verdik, açıkçası biraz şaibeli, inşallahlı bir plandı :) Nitekim Üsküpte bizi bekleyen arkadaşlar, yardımcı olucak arkadaşlar şafak'ın uzaktan arkadaşları olduğu için trende aramızda gecen diyaloglar şu şekilde idi : İnşallah Hale bizi almaya gelicekler, her şey yolunda olucak Hale, öyle umudediyorum ki iyi insanlar :P

Hmm, gercekten insanı ne beklediğini bilmeyerek seyahat etmek süper bişiymiş :)
Fotograflarda da görüldüğü üzere emektar arkadaşlarımız Yorgo ve Panos bizi istasyona kadar geçirdi, ve oldukca eski Sırp treninde yolculuğumuz bilinmeyen diyara doğru başladı..

veee makedonya sınırına geldik, pasaportlar toplandı, sonra baktık insanlarda bir telaş biz hic istifimizi bozmuyoruz gayet rahatız, meğer millet pasaportlarını geri almaya koşuyormuş :)) ne bilelim ilk seyahatimiz trenle :)
eh haliyle biz de panik olup koşmaya başladık.. polis'e ait olan kucuk odadanın penceresinden millet teker teker pasaportunu alırken, bize -hey siz 2 Türk gelin bakalım şöyle bir içeri- dendik!! Tamam dedim Şafak, işimiz bitti, bilen bilir, Yunanistan ve Makedonya arasında yıllardır süregelen bir husumet sözkonusu, Yunanistan FYROM der, Makedonlar Makedonya, eh Yunanistan-Turkiye ilişkileri de malum, inişli çıkışlı.. Polis bizi içeri aldı, sonra başladı sohbete, meğer Giresunluymuş :) çok görmek istediğinden falan bahsetti, eh bizi de memleketlisi olarak kabul edip baya bi sorular sordu, ama oldukça dostane tavırlarla..sonra ordan başka bir memur geçiyordu ki onun da ailesi Trabzondan göç etmiş.. onla da kısa bir sohbet ettik, ama ben sürekli panik halindeyim, amca diyorum Tren gitmesin, bak bayağı oldu, adam yok yok diyo merak etmeyin biz durdururuz :)) yaw amca yapma etme biz gidelim diyerekten 10. seferde falan pasaportlarımızı alıp yollandık :))
zaten Tren içinde de bi kaç kere Yunanlı memurlar tarafından kontrol edildik, ve TC pasaportunu görünce, direkt Türkçe konuşmaya başlayanlar oldu, Ewa da şaşkın tabii ne oluyor herkes Türkçe konuşuyor :)) biz de tabii memleketten uzakta garip bir trenin içinde bilinmeyene doğru yola çıkmışken dilimizi konuşan insanlar ki -ilk kelimeleri Arkadas ya da Kardes oluyor-çok hoşumuza gidiyor..

sınırı geçtikten sonra da Makedon kontrol memuru Türkçe konuşmaya başlayınca Ewa artıkk yeterrrr diyerek tepkisini dile getirdi..eh canım yaa az değil 500 yıldan bahsediyoruz bir arada yaşadık :)) o amcayla da uzun uzadıya sohbet ettik..Üsküp'de yabancılık çekmezsiniz dedi, ben de Türküm dedi, kafamız biraz karıştı ama muhabbet güzeldi...

yol haritası :)



Ankara-İstanbul 6 saat otobus
İstanbul-Selanik 11 saat (1 saat vize duraklama)otobus
Selanik-Üsküp (skopje) 4-5 saat Tren
Üsküp-selanik 4-5 saat ama 2,5 saat rötarlı (off offf bekle beklee beklee)
Selanik-Atina 6 saat Tren (üsküpten sonra bu treni yakaladık vee öldük anam öldük:))
Atina-Dedeağaç(alexandrapolis) 1 saat Uçak (sınır sayılır)
Dedeağaç-İstanbul 6 saat (hergun Metro otobus var saat 3 de)
İstanbul-Ankara 5,5 saat

Kırmızı noktalar biziz mavi noktalar da gece sayısı :)

29 Nisan 2007 Pazar

Haftanın şarkısı Brett Anderson'dan





Huzurlarınızda haftanın şarkısını takdim ediyorum :)
Brett Anderson(eski suede solisti) Love is dead..

Nothing ever goes right, nothing really flows in my life
No one really cares if no one ever shares my bed
People push by with fear in their eyes in my life
Love is dead
Love is dead
The telephone rings but no one ever thinks to speak to me
Traffic speeds by but no one's ever stopped it yet
Intelligent friends don't care in the end, believe me
Love is dead
Love is dead
And plastic people with imaginary smiles
Exchanging secrets at the back of their minds
Plastic people, plastic people
Nothing ever goes right, nothing really flows in my life
No one really cares if there's horrors inside my head
People push by with fear in their eyes in my life
Love is dead
Love is dead
Love is dead
Love is dead
And all the lies that you've given us
And all the things that you said
And all the lies that you've given us
Blow like wind in my head

Atatürk'ün Evi Selanik



















ve Selanik gezimizin en önemli durağıydı Atamızın doğduğu evi ziyaret etmek. çocukluk hayallerimden biriydi, özellikle de her 10 kasımda keşke bir fırsatını bulup gidebilsem derdim. ve kısmet, 2007 de bu fırsatı yakaladım..
Yunan arkadaşımız Yorgo'nun rehberliğinde kahvaltımızı yapıp yollara düştük, bir gün öncesinin nerdeyse 30 dereceyi varan havasına inat hava da içimizdeki hüzne ortak olmak istercesine kapandıkça kapandı soğudukça soğudu.

Selanik'in sessiz bir sokağına konuşlanmış ev insana huzur veriyor ve düşündürüyor, içerideki eşyaların tümü Topkapı sarayından getirilmiş, ancak evin mimarisine hiç dokunulmamış.. Buyuk denilebilecek bahcesi Türk konsolosluğuyla yanyana.
Özellikle son zamanlardaki gelişmeleri düşündükçe içimiz ürperiyor, Atam seni ne çok özlüyoruz, huzur istiyoruz, barış istiyoruz, toplumsal kutuplaşmanın son bulmasını istiyoruz, ama ne oluyor ne bitiyor, kimse bilmiyor sanki..

27 Nisan 2007 Cuma

selanik cafeler :)


oranın ankamall'u (akmerkezi) :P yorgo&yorgo her yerdeee yorgooo var :P

cafeler sokağı

bol bol Frappe :)yorgo safak pano babi ben ewa :P

çok beğendim :)

lavabo :P

yunan birası (Efes tabii ki daha güzel :))

Panoramik Selanik

Ellines filous mas it was really great to meet you and drinking coffee, listening to eurovision songs all the time in Saloniki :P Yorgo the first, Yorgo the second :), Babi, and pano ooppps sorry Ville Valo xarika poli :)
well, as maybe you notice one of our greek pals looks like Ville Valo so much, he's got one video on my blog, please check it out :)
and the second thing, sometimes it's really confising the names in greece, there are many yorgos, dimitris, marias and kostas :)
and the last thing, i think especially Ewa got crazy about that, while we were listening an eurovision song, everbody is just like this : this is Israel 1980, or this is Turkey 1997, this was pre-selection of Germany and so on!!!oh my god so amazing!
see you soon!

selanik sokakları





Merkez Kilise






Yorgo Kırbaki ile sohbetimizin ardından tekrar Selanik sokaklarında kaybolmaya ve şehri biraz daha yakından tanımaya karar veriyoruz, oldukça buyuk bir kilise dikkatimizi çekiyor, yeni restore edilmiş gibi görünüyor, öğreniyoruz ki merkez kiliseymiş.
Deniz kenarına doğru inerken de su kanallarına benzer Bizans döneminden kalma tarihi eserler dikkatimizi çekiyor. Atinada da olduğu gibi Selanikde de metro çalışmaları neticesinde birçok tarihi esere ulaşılmış :)ve çalışmalar boyut değiştirmiş..

26 Nisan 2007 Perşembe

Yorgo Kırbaki ile sohbet :)

 


Selanik gezimizin önemli olaylarından biri de yazılarını Hürriyet gazetesinden takip ettiğimiz ve çok sevdiğimiz gazeteci, muhabir Yorgo Kirbaki ile tanışma ve sohbet etme şansımızın olmasıydı. Kendisi yoğun Selanik programından (Genel Kurmay Başkanımız Selanikdeydi) bize de vakit ayırma inceliğini göstererek bizi çok mutlu etti.
Özal döneminden başlayan Türkiye halkının apolitikleşmesinden Yunan halkının ise aksine oldukça politikayla içli dışlı olmasından, iki ülke halkının birey birey aralarında bir sorunun olmamasından ama toplum olarak halen ciddi anlamda sorunlarımızın olmasından-en yakınından maçlarda şahid oluyoruz-, ve maalesef sorunlarımızı raki uzo ya da cacık cacıki aman da ne benzer diyerek çözemeyeceğimizden bahsettik. Yunanistan'ın AB fonlarından hiç de azımsanmayacak derecede faydalanmasına rağmen halen ciddi ekonomik sorunları olduğundan girip Turkiyedeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çıktık :)

İki ülke ilişkileri zannediyorum şuanda en istikrarlı döneminde gibi görünse de hali hazırda çözüm bulmamış bir Kıbrıs sorunu ve Ege sorunu mevcut iken bir pamuk ipliği durumu her zaman baki olacaktır.
Umarım dostluklar, çoğu zaman mutlu bazen acı paylaşılan ortak bir geçmişten yola çıkarak daha kalıcı temellerde kurulmaya çalışılır ve bu bahsettiğimiz benzerliklerle zenginleştirilir.
Farklılıkların zenginlik olarak tanımlandığı bir dünyada yaşamak istiyoruz biz..
Umud ediyoruz Yorgo Kırbaki ile tekrar görüşme şansı bulur daha uzun bir zamanda tecrübelerini ve bilgi birikimini paylaşma ve dinleme fırsatı yakalarız..

Posted by Picasa

Selanik Olympos un eteğinde..

<



ankara-istanbul ve sonunda selanik..
Osmanlı zamanında Selanik daha cok göçmen şehri olarak bilinirmiş, İspanyol zulmunden kaçan yahudileri Osmanlı hukumdarları selanik'e yerleştirmiş, Uzun süre neredeyse Turklerin tekrar andoluya dönüşüne kadar selanikde uzun yıllar yunan nufusu azınlıkmış.
Selanik ile ilgili bir diğer önemli bilgi, Osmanlı dönemindeki çağdaşlaşma hareketlerinin çıkış noktası olması. yine eğer yanlış hatırlamıyorsam ittihat ve terakkinin de doğduğu yer, Nazım Hikmet'in ve tabii ki Atatürk'ün de doğduğu yer Selanik..
Gunumuzde nufusu yaklaşık 1,5 milyon. fotograflardan anlaşıldığı üzere beyaz evleriyle sahil şeridiyle İzmir'i anormal derecede anımsatmakta.
bizim kaldığımız semt Menememiydi :) neredeyse her yere yurume mesafesinde ulaşabiliyorsunuz, öyle buyuk şehrin bir kargaşası falan yok..
Şehrin kızları da oldukça bakımlı, gündüz vakti sanki hepsi laylaya gidio gibi süslenmiş giyinmiş geziyorlar :)
sokak cadde isimleri de pek hoş, yorgo diyor şimdi Aristotelous meydanına gidiyoruz ordan socrates'e bişiler danışıp eve gitcez :P Antik Yunana bu kadar bağlı olmaları çok güzel ancak modern Yunanistan için aynı çabayı göstermemeleri de düşündürücü doğrusu..
efenim bu güzel şehrin takımlarını yakından tanıyoruz, belalımız Aris, Paok ve Iraklis.
Selanikdeki ilk gecemiz uyumakla geçti diyeceğim, ama biraz sıkıntılısından öyleki gecenin bir vakti, Ewanın çığlığıyla sarsıldım, ama yarı kapalı bilincim ne olduğunu anlayamadan tekrar kapanmıştı ki bu sefer de yan odadan Şafak'ın ağlamaklı sesi duyuldu, allahım neler oluyordu derken ben tekrar uykuya dalmışım :) sabah işin aslı anlaşıldı Ewa yataktan düşmüş ama öyle böyle değil, allahım gülmekten ben de sandalyemden düşicektim walla, Şafak da kabus görüyormus..
ertesi günü Yunanistan erovizyon grubuyla tanıştık ve kendimize gelelim biraz dedik ve tavernaya gidip Yunan salatası ve peynir kızartmasına verdikleri "Buyurdu" yu yedik..

25 Nisan 2007 Çarşamba

Thessaloniki where olympos lies down






After a very long and tiring journey we managed to get Salonica,
It's the second biggest city of Greece. but it seemed to me very calm city, i mean it was not like a big city, you can breathe there for sure :)
i don't know İzmir very much, but from what i remember, it is very alike with it.
There is a very nice seaside surrounded by beautiful cafes where it was impossible to find a free place as it was on sunday. The cafe culture in Greece is just amazing, there are cafes at every suitable place. and Greek people do like a lot to chill out there. sometimes i thought if there are people who work in this lovely city :)

when we got Selanik, it was almost evening and we were very tired, Our dear friend welcomed us at the station, and took us to the his house, Ewa and me were given a room and Safakis got his own room..After having dinner, me and Ewa wanted to sleep, while i was sleeping deeply i heard a noise, but i just couldn't notice what was exactly happening, it was Ewa's voice, saying something but i was kind of unconcious, after a while i heard something from the next room like crying, but i thought i was having dream or something! in the morning, everything was clear, my friend Ewa had fallen out of the bed and hurt her arm, and safakis had been having a nightmare, woow what a terrible evening it was, but we were laughing Ewa's situation :) while she was accused of me about kicking her out! our first night was the sign that our trip would have some surprises :)

after the great breakfast that yorgo prepared for us, we went to the city center where there is a great castle named leukos pirgos (white castle). it is also the symbol of the city..we were quite lucky that it was just like summer, however as i mentioned before, as it was on sunday, the cafes near the seaside was full and we went to the shopping center to find a silent cafe..
to be continued :)

24 Nisan 2007 Salı

harita

İpsala Sınır-Gümülcine-İskeçe









Selanik fotograflarına gecmeden önce otobusten çekmeye çalıştığım bazı fotoları koyayım dedim. Otobus yolculugumuz neredeyse 12 saat sürdü, tam bayılacaktık ki Selanik'e geldik. Selanik'e gelmeden önce çoğunluğu Türk nufusunun oluşturduğu Batı Trakyayı da görmüş olduk, zannediyorum otobus ile yolculuk yapmamızın en guzel yanı sadece gideceğimiz sehre ulaşmak değil, yol boyunca birçok şehirler görmek ve ülke kültürünü ve dokusunu daha yakından tanımak olarak değerlendirebiliriz. Ulusoyla seyahat etmemize ragmen şansımıza Yunan otobusu düşmüştü, rahatlığına diyecek yoktu ama biz yine de Türk otobuslerinin konforunu ve ikramını özledik :) Otobusde bir tane Türk bayraklı bir USA vatandaşı vardı, zavallı çocuğa gidene kadar gerek şofor gerekse yardımcıları -bak oğlum yunanıstana gidioruz çıkar artık şu t shirt ü, bak aha bizim bayragımız bu bu t shirtden giy bakıım hade akıllı ol-şeklinde şaka yollu telkinlerde bulunsalar da çocuk hiç ödün vermeyerek sevgi ve takdirimizin sahibi oldu :)